1.7540
Alış (TL)
1.7550
Satış (TL)
  • 2.3200
    Alış (TL)
    2.3210
    Satış (TL)
  • 0.0000
    Alış (TL)
    0.0000
    Satış (TL)
  • 98,3
    Alış (TL)
    98,9
    Satış (TL)
  • KuÅŸ gribi, Kene ısırması, Domuz gribi Hakkında ilginç bir yazı


    • Anasayfa
    • KuÅŸ gribi, Kene ısırması, Domuz gribi Hakkında ilginç bir yazı

    Asıl tehlike değil puşt gribi
    Tüm dünyayı önce kuş, sonra korkusu sardı. Kuş gribi ile yatıyor, kabuslarımızda keneler tarafından ısırıldığımızı görüyor, ile uyanıyoruz.
    Tüm bu korkuların ve biyolojik saldırı mıdır, değil midir tartışmalarının arasında ise, insanın yaradılışı kadar eski ve o derecede yaygın bir hastalığı es geçiyoruz: Puşt gribi.
    Puşt gribi(Bir rivayete göre latince adı homo homini lupus), çok uzun kuluçka dönemi olan bir hastalık.Her insan bu hastalık mikrobunu doğuştan taşıyor ve hastalık yıllarca kendini belli etmeden kalabiliyor.
    Hastalığın kendini belli etmesinde pek çok etmenin rol oynadığı öne sürülse de, tüm uzmanlar İktidar, makam, şöhret ve paranın hastalığın kuluçka evresinden çıkmasında en önemli faktörler olduğunda hemfikir.

    Hastalığın her meslek grubundan, her toplum katmanından insanda görülebildiği yadsınamaz bir gerçek iken, politikacılar, devlet görevlileri, medya mensupları ve emrinde çalışanı olan tüm meslek mensupları en fazla risk altında çalışanlar olarak anılıyor.

    Hastalık sağcı/solcu, ilerici/gerici, mümin/ateist, türk/fransız ayırt etmiyor.

    İlkokul mezunu “solcu” bir “işçi”, milletvekili seçildikten sonra puÅŸt gribi aktive oluyor, her dönem yayımlanan meclis kataloÄŸunda meslek hanesine “sendikacı” yazdırıyor.

    Bir kaç yıl evveline kadar kıçında donu olmayan “mütedeyyin politikacı”, birdenbire edindiÄŸi aşırı malvarlığından dem vurulduÄŸunda puÅŸt gribi kapmışım diyeceÄŸi yerde, “müslümanlar zenginleÅŸmelidir” diyebiliyor.

    Yıllardır birbirleri ile rekabet ediyormuÅŸ gibi görünen, ama aslında rekabet ediyor göründükleri televizyon reklamlarında “Sabit telefon bizden sorulur, cep telefonu rakibimize emanet”, “Cep telefonu bizden sorulur ama sabit telefonda Allah için rakibimiz çok iyidir” diye birbirlerini büyüten… İş gerçek rekabete geldiÄŸinde de, halka tüm vergiler dahil ÅŸu kadar diyerek müşteri çektikten sonra bunun 8-10 ytl üzerinde fatura gönderen birbirinden beter “biliÅŸim(telekom lafı ayaÄŸa düştü ya!!)” ÅŸirket yöneticilerimiz…

    Hadi bir de çok yakın çevremizden bir örnek de biz verelim. Yılların imamı, geliyor bir akraba ziyaretinde “politikaya atılacağım, belediye baÅŸkanlığına adaylığımı koyacağım” diyor. Bunu yakından tanıyan, saflığını bilen yaÅŸlı akrabaları “Evladım bu politika para iÅŸidir, sen imam maaşınla neyine yetirebileceksin?” deyince; uyanık mütedeyyin partili dostlarından kaptığı puÅŸt gribinin etkisi ile, “Bir müteahhit sponsor bulacam kendime, seçilince ona birkaç ihale vericem, bu iÅŸler böyle dönüyor” deyiveriyor. Akrabaları da dövmekten beter ediyorlar.

    Sonuç? Sonuç ne olacak. Bu hastalığın ne çabuk yayıldığını bilen yılların kurt politikacısı baÅŸbakan çıkıyor, “Biz şımardık, halk bizi cezalandırdı” mealinde açıklama yapıyor. Ne yapsın adamcağız, açık açık “Partililerim puÅŸt gribi oldu, ÅŸakÅŸakçılar her yeri sardı” mı desin. Bu millet “delikanlılığı” sever. Zaten o partiyi hala iktidarda tutan olgunun da ÅŸahsında somutlaÅŸan bu “delikanlılık” olduÄŸunun fazlası ile bilincinde. PuÅŸt gribi kapanlara karşı “Arınç” ilacı kullanmaya çalışması da bunun göstergesi. Lakin “ÅŸakÅŸakçılar” sardı, çok geç oldu gibi geliyor bize.

    Hastalık, özellikle devlet memurlarında çok daha karmaşık olgularla karşımıza çıkıyor.

    Amirlerinin önünde son derece kiÅŸiliksiz, sünepe bir adam bakıyorsunuz, maaşını vergisi ile ödeyen, hizmet etmekle yükümlü olduÄŸu vatandaÅŸa etmediÄŸini bırakmıyor, bir de “nerede olduÄŸuna dikkat et” diyebiliyor. Bir de bunların üniformalı olanları var ki … Valla karılarından baÅŸka kimseden korkmazlar. Hiç girmeyelim o konulara, hassas iÅŸ!

    Dedik ya! Bu hastalık özellikle “kamusal alanda” çok komplikasyon yaratabiliyor. Mesela “kamusal hizmet” almaya giden bir bayanın, “Hanım hanım! Burası kamusal alan! Donunu çıkar öyle otur! Kanun var nizam var!” cevabı aldığını düşünebiliyor musunuz?

    Siz inanmayın, kamusal alan sahipsiz sanın bakalım. İster don çıkarttırırlar adama, ister sütyen. Kurumların kuralları olur arkadaş!

    Bir de “ÅŸahs-ı maneviciler” var: “Biz ÅŸahs-ı maneviyi de, onları oluÅŸturanları da seviyoruz, ama hastalık tehlikesi var. İyi amaç için herÅŸey mübah deÄŸildir. Bu hastalığın ÅŸakaya gelir tarafı yok! Yapmayın etmeyin!” dedikçe, “Åžahs-ı manevi hata yapmaz. Åžura, meÅŸveret” diyorlar.

    Şahs-ı maneviler hata yapmasa, en önce 4 halife devri bitmezdi. Ashab-ı Kiram`dan daha büyük şahs-ı manevi var da, biz mi bilmiyoruz?

    Kiminle neyin meÅŸveretini yaptıklarını ise kendilerinden baÅŸka kimse bilmiyor. Birey dediÄŸin nedir ki zaten! Çok samimi bir ÅŸekilde merak ediyoruz, bu ÅŸahs-ı maneviciler, örneÄŸin Üstad Bediüzzaman”ın ilk zamanlarında yaÅŸasa idi, O`nu “Bir bireydir, nedir ki, kimdir ki, cemaatlere cemiyetlere karşı tek bir kiÅŸinin etkisi ne olabilir ki! Yalnızdır! Ciddiye alınmayaa” derler miydi, demezler miydi?

    Bir üstadı düşünüyoruz, ataklığını, cesaretini, sözünü esirgemezliÄŸini, civanmertliÄŸini …

    Bir de “talebesi olduÄŸunu iddia edenlere” bakıyoruz. O`na benzemeliler deÄŸil mi? Allah gecinden versin, o baÅŸlarındaki mübarek bir giderse, bu kafa ile … (Allah`ım, bizi utandır, hep doÄŸru olsunlar, yanıldık diyelim, özür dileyelim, kardeÅŸlerimiz büyüklük göstersin. Samimi duamızdır.)

    Bir gazetede, bir baÅŸyazar, belki yaÅŸlılığın verdiÄŸi de bir etki ile eleÅŸtirinin dozunu fazla kaçıran baÅŸka bir baÅŸyazara : “Biz de senin evinin pis olduÄŸunu mu yazalım” dedi. Biz o gazetenin okuru olarak utandık!

    Bu şahs-ı maneviciler iki kısım.

    İlk anlattığımız, “kardeÅŸlerimiz olan ÅŸahs-ı maneviciler” idi.

    Bir de, “Hastalık merkezi” olan ÅŸahs-ı maneviciler var.

    KiÅŸisel gözlemimiz, “KardeÅŸlerimiz olan ÅŸahs-ı manevicilerin”, “puÅŸt gribinin asıl merkezi” olan diÄŸer ÅŸahs-ı maneviciler ile bir “aÅŸk-nefret” iliÅŸkisi içinde olduÄŸudur.

    Dizilerde kitaplarda ÅŸurda burda devamlı olarak “DiÄŸer ÅŸahs-ı maneviciler şöyle ÅŸer odağı böyle hastalık merkezidir” diyorlar, sonra bakıyoruz, yöntem olarak onlar ne kullanıyorsa, aynını taklit ediyorlar. Bu kesinlikle kötüdür demiyoruz, belki böyle yapılması gerekiyordur, ama “zıdlarına dönüşmeleri” olasılığı bizi endiÅŸelendirmiyor deÄŸil.

    Bizimkilerin bir tür aşk beslediği diğer şahs-ı manevicilere gelince : Onlar kötüüüüüüüüüü! Cısssssss! Ciddiyiz! Gerçekten kötü! Hastalığın mikrobunun sanki yaşatılması için uğraşıyorlar. Onlardan çok bahsetmek bile iyi değil!

    Başka örneklere geçelim. Devlet, bu gribin yayılması için acaip verimli bir ortam.

    Mesela, bir kaç yıl evvel, adamın biri çıktı, “Türk ordusu peygamber ocağı diyorlar. Peygamber ocağı falan deÄŸildir” deyiverdiydi. Biz de çok merak ettiydik, “Acaba muvazzafken mi kaptı hastalığı?” deyu. Allah vere, Genelkurmay BaÅŸkanımız resmi olarak “Türk Ordusu Peygamber Ocağıdır. Türk askeri Mehmetçiktir.” deyiverdi de, şüphelerimiz izale oldu.

    Bir dizi seyrettik dün akÅŸam TRT`de. Kurtlar Vadisi konseptinde, “Ayrılık” diye bir dizi.

    Senaryoya alakasız bir şekilde -Eskiden Beyoğlu`nda bazı sinemalarda, film normal seyrinde iken, birdenbire araya porno filmden birkaç dakikalık bir parça konur, sonra film aynen kaldığı yerden devam ederdi, o hesap- bir sahne sokuşturulmuş, dikkatimizi çekti:

    Patronu bir kızı durup dururken aÅŸağılıyor, sonra da “Gurursuzsun sen! Buna hiç tahammül edemem” diyor. Allaaah Allaaah. Gel de çık iÅŸin içinden. Ne bu? Eski Türk filmlerine ağıt mı?

    Hayır, bunun derdi daha farklı sanki. Senarist bir kaşıntısını anlatıyor gibi: “Evet tuzun kuru tabiii…. Sen zenginsin. Ben fakirlikten nelere katlanıyorum vs.vs.vs.!”… Ve istifa ediyor. İş daha da deÄŸiÅŸiyor. Bu bize eski Türk filmi nostaljisinden çok, Elia Kazan`ın “rıhtımlar üzerinde” filmini hatırlattı.

    Türk halkına verilmek istenen mesaj nedir? “Fakirlik(yoksa baÅŸka birÅŸey de imge olarak fakirlik mi seçilmiÅŸ?) dolayısı ile sünepelik, gurursuzluk” mübahtır. Varsın istediklerini söylesinler. Halden anlamayan sapık onlar” mıdır? Her sünepeliÄŸin, gurursuzluÄŸun sebebi fakirlik midir? Bu eleÅŸtiriyi yöneltenler baÅŸkalarını aÅŸağılamaktan hoÅŸlanan ruh hastaları mıdır?

    Bu millet en fakir zamanında onurundan, duruşundan taviz vermedi. Şimdi saçma sapan bilinçaltı mesajları ile bunu mu değiştireceksiniz aklınız sıra? Amaç için herşey mübahtır diyen bir zihniyet mi isteniyor?

    Devletin televizyon kanalı eliyle millete puşt gribi pompalamanın alemi yok!

    Evet bu satırların yazarı dahil, herkesin bünyesinde doÄŸuÅŸtan var olan bir mikroptur bu ama … Hastalığı tüm topluma yayılacak biçimde zorla açığa çıkartmak kimsenin hakkı da haddi de deÄŸil!

    İsmail Kizir

    Kuş gribi, Kene ısırması, Domuz gribi Hakkında ilginç bir yazı ile Benzer Yazılar:

    24 Haziran 2010 Saat : 12:28

    Kuş gribi, Kene ısırması, Domuz gribi Hakkında ilginç bir yazı Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

    Altin fiyatarı Son Yazılar FriendFeed

    Hesap Makinası